Bir fiyaskonun anatomisi!
Mehmet Arslan, A Milli Takım'ın 2026 Dünya Kupası'nda yaşadığı hezimetin nedenlerini yazdı.
Milli takım 86 milyona hayal kırıklığı yaşatarak 2026 Dünya Kupası’na veda etti. Hem de 4 takımlı grupta 3. olmanın bile yeteceği bir performansı gösteremeyerek sonuncu oldu.
Dünya Kupası’nı yerinde izleyen bir gazeteci, bir Türk vatandaşı olarak burada hissettiğim duygu yoğunluğunu kelimelerle ifade edemem. En hafif deyimiyle ‘kendimi kandırılmış hissediyorum.’
Bu hayal kırıklığının pek çok nedeni var. İzninizle şimdi onları sıralamak istiyorum. Önce teknik heyetten, yani Vincenzo Montella’dan başlamak istiyorum...
Şöyle düşünün; oyun felsefesi açısından birbirine tıpa tıp benzeyen iki takımla oynadık. Topu rakibe bırakan, hızlı oyunla sonuca giden ve savunmasını çok sağlam tutan iki rakip. İlk rakibimiz Avustralya’ya kaybettik. Montella’dan ikinci maçı çözecek bir taktik ve oyuncu değişikliği bekledik. Ama ‘kadrosuna aşık’ İtalyan hoca bu beceriyi sergileyecek b-c-d planlarını sahaya süremedi.
Belki de bundan da önemlisi oynadığımız temposuz ve yavaş futboldu. Dünya Kupası gibi bir arenada, ‘Süper Lig performansı ve yavaşlığı’yla oynayamazsınız. Atletik, hızlı, mesafe kat eden oyunculara sahip değildik. Bir örnek vereyim; Avustralya ile oynadığımız maçta sol bek Jordan Bos, maçta saatte 36,6 km hıza ulaştı. Bu hız Los Angeles’taki ortalama trafik hızına denk. Bu rakama erişebilen tek oyuncumuz bile yoktu.
Hücumda yaratıcılıktan ve üretkenlikten uzak takımımızın, savunmada da çok ağır kaldığına şahit olduk. Abdülkerim Bardakcı ile Merih Demiral hızlı ve çabuk olan rakip forvetler karşısında çaresiz kaldı. Sadece stoperlerimiz değil, takım halinde savunmada da yetersiz kaldık. Bu zafiyetimiz açıkça görüldü.
Erling aaland Norveç Milli Takımı’nda Manchester City’de oynadığı gibi oynadı, Michael Olise Fransa Milli Takımı’nda Bayern Münih’teki performansını gösterdi. Bizim yıldızlarımız, Arda Güler, Kenan Yıldız ve Hakan Çalhanoğlu kulüplerinde gösterdikleri performansın yarısını bile sergileyemedi.
Prim çılgınlığı... Hafızam beni yanıltmıyorsa, Dünya Kupası’na katılım ödülü olarak verilen 11.5 milyon doların üzerindeki rakama Türkiye Futbol Federasyonu da belirli bir miktar ekleyerek tam 14 milyon dolar ödül dağıttı. Bu prim özellikle Avustralya maçı sonrası çok tartışıldı. Bu medyada ve takım kampında rahatsızlık yarattı.
Bu kısımda yazacaklarım bilgiden çok tartışılan konulara dair... Özellikle bir dedikodu, başta sosyal medya olmak üzere ana akım medyada da dile getirildi. Takım üzerindeki Hakan Çalhanoğlu etkisi. Dedikodular, Hakan Çalhanoğlu ve Merih Demiral’ın, Vincenzo Montella üzerindeki etkisi üzerindeydi. Ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum. Ama burada takımı takip eden pek çok gazetecinin tanık olduğu söylemlerden biriydi.
Avustralya maçı bu turnuvada kırılma maçımız oldu. Hem büyük bir travma yaşadık hem de bir daha toparlanamadık. Toparlanamayan oyuncularımız da vardı. Bazı oyuncular, takım tercihi ve oyuncu değişikliklerinden hoşnut değildi. Hatta bazı oyuncular bu tercihlerle teknik heyetin, yenilginin faturasını kendilerine çıkardığını hissetti. Ve bu durumu da Montella’ya yansıttı.
'Bizim Çocuklar’ diyerek bağrımıza bastık ama hayal kırıklığına uğradık. Turnuva boyunca eleştirilerden rahatsız oldular. Ama futbolun ekosistemi bu. Eleştirilerle baş edebilesiniz diye futbol ekonomisi size bu büyük fırsatları sunuyor. Küsmeniz, alınmanız için değil. 48 takımlı Dünya Kupası’nda Haiti ile birlikte elenen ilk 2 takım içinde olmak, hem de 3. maçı dahi oynamadan havlu atmak bize yakışmadı. Ama sergilenen bu futbolla size yakıştı.
Tam siteyi aç →