Abdullah Ercan'dan SABAH Spor'a Dünya Kupası sözleri: "Ayran içtiğim yere madalyamla döndüm"

Sabah Spor10 Haziran 2026
24 yıl önce Dünya Kupası'nda 3. olan A Milli Takım'ın sol beki Abdullah Ercan, SABAH Spor'un sorularını yanıtladı.

24 yıl önce Dünya Kupası'nda 3. olan A Milli Takım'ın sol beki Abdullah Ercan, SABAH Spor'un sorularını yanıtladı.

Hocam klasik soruyu sormadan olmaz, 2002'de kaç yaşındaydınız?

30 yaşındaydım... Hemen bir anektod anlatarak başlayayım. Ben doğma büyüme İstanbulluyum ve Taksim'liyim. 2002'de bizi karşılamak için platformun kurulduğu yer Taksim Parkı'ydı. O park, o alan benim küçükken ayranına maç oynadığım yerdi. 7'şerli takımlarla maç yapıyorduk, kazanan karşı taraftan ayran içiyordu. Kısmete bakın ki 2002'de bizi karşılamak için kutlama platformu orada kuruldu. Oraya çıktığım an dedim ki; vay be nerede başladık, nereye döndük. Ayran içtiğimiz yere, madalyamız la geldik.

Bir futbolcu için Dünya Kupası'nda mücadele etmek ne anlam ifade eder?

Biz de ilk kez katılmıştık, neyin ne olduğunu ilk başta anlamadık. Hatta Brezilya maçından sonra işin farkına vardık, çünkü kaybetmiştik. Devam etmemiz lazımdı. Daha önce Avrupa Şampiyonası deneyimimiz vardı. 1996 ve 2000'de oynadım ama Dünya Kupası hiçbirine benzemiyor. Avrupa Şampiyonası'nda rakiplerin sadece Avrupa'dan. Dünya Kupası'nda Asya, Afrika, Güney Amerika çok farklı takım var. Oraya giden oyuncular da bana hak verecektir, inanın hiç Avrupa Şampiyonası'na benzemiyor.

Bizim oyun konusunda bir sıkıntımız yoktu. 10 senedir birlikte oynayan, artık ne oynanacağını bilen bir takımdık. Çok iyi bir takım sinerjisi vardı. Bu takımda da bu oluşmuş, oyunu oynarlarken görüyorsunuz. Bir milli takım bir başarı elde edecekse o takımı kulüp takımı hüviyetine sokmak lazım. O zaman Fatih Terim bunu başlattı. Mustafa Denizli 2000'de, Şenol Hoca da 2002'de çok başarıyla uyguladı. Şimdi de aynı şey var. Burada da bir kulüp takımı havası var. O zaman sadece iki oyuncu yurt dışından geliyordu, şimdi yarısından fazlası yurt dışında oynuyor. Bu avantaj.

10 grup maçının 9'un da oynamış biri olarak Dünya Kupası kadrosundaydınız ama bir dakika bile süre almadınız? Bu nasıl bir duyguydu?

Yapma, bunu sorma… Aradan 24 yıl geçti, ne ben bunun nedenini sordum, kimse de bu soruya cevap vermedi. Ama kırgınım. O takımın oraya gelmesinde büyük emeğim var ama bir dakika bile süre almadık. Hatta takımda süre almayan bir yedek kaleci, bir de ben vardım.

Peki maç kadroları açıklanırken her seferinde bekleyip adınız yazılmadığında bir tepki ortaya koymadınız mı? Ya da büyük bir mücadelenin içindeyiz, biz bir takımız deyip tepki veren kişi olmak istemediniz mi?

İkinci dediğini yapmak zorundaydım. Öyle bir ortamda kimse farklı davranamaz. Hatta takım içindeki oyuncular benim oyuna girmemi çok istediler. Ama o günün antrenörü böyle uygun gördü.

Süre almadınız ama sonuçta bir Dünya Kupası 3.'lük madalyanız var. Benim hayatım boyunca alacağım en büyük madalya. Bende var ve bundan sonra da zor alı nacağını düşünüyorum. Türkiye futbolunun en büyük başarısın da ben vardım. Bundan büyük bir başarı yok.

Önce şunu anlatayım, yaşadığım ilginç bir olaydır. Beni bir internet şirketi aradı ve "Formanızı ve madalyanızı almak istiyoruz" dedi. Formaya 7300 Euro, madalyaya da 30 bin Euro en alt limit verebileceğini söyledi. Ama bu madalyanın değeri paha biçilemez. Herkes o dönem bize para veriyordu. Madalyam ben öldükten sonra oğluma kalacak. Bırakacağım en büyük miras bu.

Montella, Türk futbolunu kaos oyunundan kur tardı. Milli Takım'ın ne oynadığı belli değildi. Montella ile bu değişti. Artık belli prensipleri olan bir takım var.

Santrforsuz oyun da 3 forvetle oynuyor, insanlar onu göz ardı ediyor. Arda'yı da sayarsan 4 tane. İnsanlar artık çok pivot santrforla oynamıyor. Son Şampiyonlar Ligi şampiyonu PSG'ye bak.

Tam siteyi aç →